Fatih Sultan Mehmed denildiğinde çoğumuzun zihninde ilk olarak 1453 İstanbul’un fethi canlanır. Oysa Fatih’in siyasi vizyonu İstanbul’un surlarında sona ermiyordu. Onun hedefleri, Osmanlı’nın sınırlarını aşan; Roma, Akdeniz ve Avrupa’nın siyasi geleceğine uzanan çok daha büyük bir imparatorluk anlayışını içeriyordu.
Peki Fatih Sultan Mehmed gerçekten Roma’yı fethetmek istiyor muydu? Ve eğer istiyorsa bunu yalnızca İslam adına mı düşünüyordu?
Bu soruların cevabı, Fatih’in dünyasını doğru okumaktan geçiyor.
İstanbul’un Fethinden Sonra Yeni Bir Dönem
1453 yılında İstanbul’un fethedilmesi yalnızca Bizans İmparatorluğu’nun sona ermesi değildi. Osmanlı Devleti, aynı zamanda Doğu Roma İmparatorluğu’nun tarihî mirasının merkezine yerleşmiş oldu.
Fatih Sultan Mehmed’in Kayser-i Rûm unvanını benimsemesi bu açıdan son derece önemlidir.
Fatih kendisini yalnızca Bizans’ı yenen bir Osmanlı hükümdarı olarak değil, Roma’nın siyasi mirasını devralan hükümdar olarak da konumlandırıyordu.
Bu nedenle onun İstanbul’dan sonraki hedeflerine bakarken yalnızca “toprak kazanma” perspektifi yeterli değildir.
Fatih’in zihninde büyük bir imparatorluk fikri vardı.
Roma’ya Bakışı Bir Hayranlıktan İbaret Değildi
“Fatih Roma’ya âşıktı” şeklindeki ifadeler kulağa etkileyici gelebilir. Ancak tarihî açıdan daha doğru bir ifade kullanmak gerekir.
Fatih’in Roma’ya ilgisi romantik bir hayranlıktan çok tarihî, siyasi, askerî ve medeniyetler arası bir meseleydi.
Roma, onun açısından sıradan bir şehir değildi.
Roma, yüzyıllar boyunca Akdeniz dünyasının merkezinde yer almış bir imparatorluk fikrinin sembolüydü.
Fatih İstanbul’u aldıktan sonra bu mirasın doğudaki merkezini eline geçirmişti.
Peki ya batıdaki Roma?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Otranto: Roma Yolunda Bir İlk Adım mı?
1480 yılında Osmanlı ordusu İtalya’ya çıktı.
Gedik Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Otranto’yu ele geçirdi.
Bu olay, Fatih’in İtalya siyasetinin yalnızca teorik bir düşünceden ibaret olmadığını gösteren en önemli gelişmelerden biridir.
Osmanlı ordusu artık İtalya topraklarındaydı.
Fatih’in ölümünden kısa süre önce gerçekleşen bu gelişme, tarihçilerin uzun yıllardır üzerinde durduğu önemli bir soruyu ortaya çıkardı:
Fatih’in nihai hedefi Roma olabilir miydi?
Bu soruya “kesinlikle Roma’yı fethedecekti” şeklinde cevap vermek mümkün değildir. Çünkü Fatih’in ölümünden sonra planın nasıl ilerleyeceğini gösteren kesin bir gelecek senaryosuna sahip değiliz.
Ancak İtalya’ya yönelik askerî harekâtın gerçek olduğu tartışmasızdır.
Peki Bütün Bunlar İslam İçin miydi?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Fatih Sultan Mehmed Müslüman bir hükümdardı. Osmanlı’nın fetih anlayışında İslamî meşruiyet, gazâ ve fetih düşüncesinin önemli bir yeri vardı.
Dolayısıyla Avrupa’daki Hristiyan devletlere karşı yürütülen savaşları yalnızca modern anlamda “jeopolitik” kavramlarla açıklamak da eksik kalır.
Fakat Fatih’in Roma siyasetini yalnızca “İslam adına Roma’yı almak” şeklinde açıklamak da yeterli değildir.
Çünkü Fatih’in siyasetinde aynı anda birkaç unsur bulunuyordu:
İslamî fetih anlayışı, Osmanlı’nın askerî genişlemesi, Akdeniz’de hâkimiyet, Roma imparatorluk mirası ve evrensel hükümdarlık düşüncesi.
Fatih’i asıl farklı kılan da bu unsurları aynı siyasi vizyonda birleştirebilmesiydi.
Fatih’in Büyük İmparatorluk Düşüncesi
Fatih Sultan Mehmed’in dünyasını bugünün ulus-devlet anlayışıyla değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
15. yüzyılda büyük hükümdarlar için mesele yalnızca bir ülkenin sınırlarını genişletmek değildi.
Mesele aynı zamanda imparatorluk mirasına sahip olmak ve dünyanın önemli merkezlerini kontrol etmekti.
Fatih İstanbul’u aldıktan sonra Balkanlar’da, Karadeniz’de, Anadolu’da ve Akdeniz’de genişlemeye devam etti.
İtalya’ya yönelmesi de bu büyük stratejinin bir parçası olarak okunabilir.
Roma’nın ele geçirilmesi gerçekleşmiş olsaydı, bunun yalnızca askerî bir zafer olmayacağı açıktı.
Roma’nın alınması, Hristiyan Avrupa’nın siyasi ve psikolojik dengelerini sarsacak olağanüstü bir gelişme olurdu.
Fatih’in Avrupa Kültürüne İlgisi
Burada Fatih’in başka bir yönünü de unutmamak gerekir.
Fatih Sultan Mehmed Batı dünyasına tamamen kapalı bir hükümdar değildi.
Avrupa sanatıyla ilgileniyor, farklı kültürleri tanıyor ve Batı’daki gelişmeleri takip ediyordu.
Venedikli ressam Gentile Bellini’yi İstanbul’a getirterek kendi portresini yaptırması, bunun en bilinen örneklerinden biridir.
Bu durum bize Fatih’in dünyasının yalnızca savaş meydanlarından ibaret olmadığını gösterir.
Fakat Batı kültürüne ilgi duymak ile Batı’ya teslim olmak aynı şey değildir.
Fatih’in yaklaşımı daha çok tanımak, anlamak ve gerektiğinde kendi imparatorluk projesinin hizmetinde kullanmak şeklinde değerlendirilebilir.
Fatih Bir Roma Hayranı mıydı?
Belki de en doğru cevap şudur:
Fatih Roma’ya hayran olmaktan çok Roma’nın mirasına talipti.
İstanbul’u fetheden bir Osmanlı padişahı olarak kendisini Roma’nın siyasi mirasçılarından biri olarak görüyordu.
Bu nedenle Roma onun için hem bir tarih hem bir medeniyet hem de büyük bir siyasi semboldü.
Otranto’nun fethi ise bu düşüncenin askerî boyutunun ne kadar ileri gidebildiğini gösterdi.
1481: Tarihin Yarım Kalan Cümlesi
Fatih Sultan Mehmed 3 Mayıs 1481’de hayatını kaybetti.
Tam da Osmanlı ordusunun İtalya’da bulunduğu ve Avrupa’nın Osmanlı ilerleyişini ciddi biçimde takip ettiği bir dönemde...
İşte burada tarih bir soru işareti bırakıyor.
Fatih birkaç yıl daha yaşasaydı ne olurdu?
Roma’ya yürür müydü?
Napoli’yi hedefler miydi?
İtalya’da kalıcı bir Osmanlı hâkimiyeti kurabilir miydi?
Bunların hiçbiri kesin olarak söylenemez.
Ancak bir gerçek var:
Fatih Sultan Mehmed’in ölümü, İtalya’daki Osmanlı harekâtının geleceğini değiştirdi.
Otranto kısa süre sonra kaybedildi ve Fatih’in Batı’ya yönelik büyük projesinin nasıl sonuçlanacağını hiçbir zaman öğrenemedik.
Sonuç: Fatih’i Küçültmeden Anlamak
Fatih Sultan Mehmed’i yalnızca “İstanbul’u fetheden padişah” olarak görmek onun tarihî kişiliğini anlamak için yeterli değildir.
O, aynı zamanda Roma’nın mirasını sahiplenmeye çalışan, Avrupa siyasetini yakından takip eden, Akdeniz’de Osmanlı hâkimiyetini genişleten ve İtalya’ya kadar uzanan bir imparatorluk stratejisi geliştiren hükümdardı.
Roma’ya yönelik ilgisini yalnızca dinî bir motivasyonla açıklamak da, yalnızca kültürel bir hayranlık olarak görmek de eksik kalır.
Fatih’in Roma siyaseti;
İslamî fetih anlayışının, Osmanlı imparatorluk idealinin, Roma mirasının ve dönemin güç siyasetinin kesiştiği noktada ortaya çıktı.
Belki de bu yüzden Fatih Sultan Mehmed’in Roma hikâyesi hâlâ tamamlanmamış bir cümle gibi önümüzde duruyor.
İstanbul’u fetheden hükümdar, Roma’ya ulaşabilecek miydi?
Bunu artık hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğiz.
Ama tarih bize en azından şunu söylüyor:
Fatih’in ufku İstanbul surlarından çok daha ilerideydi.
Editoryal not: Bu yazıda tarihî gerçeklerle tarihî ihtimaller birbirinden ayrılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Roma’yı kesin olarak fethetme planının bulunduğu iddiası kesinleşmiş bir tarihî gerçek olarak değil, dönemin İtalya seferleri ve imparatorluk siyaseti bağlamında değerlendirilen bir tarihî ihtimal olarak ele alınmıştır.
